İsrail Propaganda Makinesine Su Taşımak Müslümana Yakışır mı?
ABD gazetesi The Wall Street Journal Fethullah Gülen Hocaefendinin röportajını “Reclusive Turkish Imam Criticizes Gaza Flotilla“ başlığıyla verdi.
Yani münzevi türk imam gazze filosunu eleştirdi.
İsterseniz Hürriyet Gazetesinin The Wall Street Journal’dan özet olarak alıntıladığı bölümü okuyalım. “Gülen, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a verdiği söyleşide, Türk bir kuruluşun önderlik ettiği bir filonun İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürmesini eleştirdi.
Gazetenin haberine göre Gülen, söyleşide olayla ilgili izlediği haberler hakkında, “Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi” dedi. Gülen, “Çok çirkin şeylerdi” diye konuştu.
Gülen, organizatörlerin Gazze’ye yardım götürmeden önce İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini “faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımladı.”
Ülkemizde milyonlarca insanın itimat ettiği bir ilim adamının, bir din önderinin isterdik ki verdiği mülakatlarda daha özenli bir dil kullansın.Fransa,İngiltere,ABD ve hatta İsrailde bile bir çok gazeteci,yazar,aydın alabildiğince bir terör devleti olan Siyonist İsrailin yaptığı katliamı lanetlerken önder niteliğine sahip bir müslümanın zalimi kınamak bir yana İsrailin takındığı saldırgan tutumu mazur görme anlamına gelecek bir beyanat verme zavallılığına düşüyor.Maalesef bu Fethullah Gülen Hocaefendinin ilk vukuatı değil.28 Şubat süreci öncesi 1995 de “Kardeşim Cebrail gelse ve bana parti kur dese yine de parti kurmam” demiş 28 Şubat sürecinde de Yalçın Doğan’a televizyonda verdiği söyleşide Erbakan için “Hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” gibi ifadeleri olmuştu. Kritik anlarda zalimlerin eğip bükeceği ve kendi konumlarını meşrulaştırmak için kullanabileceği sözler sarfetmek bir Müslüman önderi bırakın sıradan erdemli bir insana dahi yakışmaz.
Hocaefendi ya bu mülakatı vermeyi reddetmeliydi ya da lider vasfıyla bazı noktaların altını çizme sorumluluğuyla hareket etmeliydi.
1- İsrail 1967 de ve sonrasında işgal ettiği topraklardaki haksız işgaline son vermelidir.
2- Gazze ablukası kaldırılmalı,Gazze karasularındaki Filistin hakimiyeti ihlal edilmemelidir.
3- Sadece abluka altında aç,susuz,ilaçsız,meskenleri onarılma bekleyen mazlum Gazze insanına insani yardım götüren silahsız yardımseverlere İsrail ordusunun silahla saldırıp insanların bir kısmını yaralaması,bir kısmını öldürmesi alçakça bir vahşettir,zorbalıktır ve korsanlıktır.
4- BM nezdinde oluşturulacak bağımsız bir komisyon kurulmalı ve bu saldırıda sorumlulukları olanları tespit edip gereği yerine getirilmelidir.
5- Bırakın yardım gemilerine saldırmayı uluslar arası karasularda bu gemilerin geçişine engel olmak dahi uluslar arası hukukun ihlalidir.Ayrıca Gazze karasularını İsrail devleti işgalden derhal vazgeçmelidir.
6- İsrail Hükümeti 33 ülkeden insana karşı gerçekleştirdiği saldırgan tutumdan dolayı derhal özür dilemeli,yaralı ve ölülerin ailelerine tazminat ödemelidir.
7- Bir an önce yukarıdaki maddeler yerine getirilerek İsrail ve Filistin tarafları arasında görüşmeler başlatılmalı ve kalıcı bir barış ortamı tesis edilmelidir.
Tüm yukarıdaki söylenmesi gerekenler es geçilip insani yardım götüren insanların İsrail’den izin almamalarını eleştirmek Siyonist İsrail’in Propaganda makinesine hizmet etmek anlamına gelir ki Allah tüm ümmeti Muhammedi böyle bir zilletten korusun.İsrail dünya kamuoyunda bu saldırganlığını savunabilecek hiçbir gerekçeye sahip değildir.Dünya İsrail’den bir açıklama beklemektedir.Ama İsrail dünyayı kandırmaya çalışmak ve elindeki medya gücüyle hem suçlu hem güçlüyü oynamaktadır.İsrail Gazze’ye ambargoyu kaldırmak ve saldırganlığının bedelini ödemeden kaçmak için tüm kozlarını oynamaktadır.İsrail’e o çok aradığı,çırpındığı mazereti verip dünyada meşrulaşmasını sağlamak ne bir müslümana ne de erdemli bir insana yakışmaz.
Fethullah Gülen Hocaefendiden istirhamım verdiği mülakattaki eksik noktaları yeni bir mülakatla tamamlamalı,liderlik sorumluluğunun gereklerini yerine getirmesidir.Ayrıca tüm dünya barışseverleri ve özellikle Türkiye ve Filistin kamuoylarından da yanlış amaca hizmet ettirilebilecek eksik bir mülakat verdiği için de özür dilemelidir.Hz. Peygamber bile kimin sırtına vurmuşsam gelsin sırtıma vursun demişse bir Müslüman önder de hatasından dolayı özür dileyebilmelidir.
Saygılarımı arz eder,esenlikler dilerim.
İdris Saim
Nuray Mert Kamuoyu Tepkisinden Korkuyormuş
Korkmayın özgürce yorumlarınıza devam edin AMA
Hükümetin ortadoğu ve İsraille ilgili politikalarından beğenmediklerinizi tabi ki eleştirin.Ancak Müsaade edin de biz de sizin beğenmediğimiz yorumlarınızı eleştirebilelim.Açıkcası sizin konumuzu da ben anlayışla karşılamaya çalışıyorum.1-Doğan medya grubunda yazıyorsunuz.bu grup iktidarın altını oymak için bulduğu her fırsata sarılıyor. 2-Bu grubun almanyadaki ortağı Axel Springer İsrailin avrupadaki en büyük destekçilerinden biridir.
Bu iki gerçek varken tabi sizin de yazı yazarken elinizin titremesi doğal oluyor.Suçluluk duygunuzu örtmeye çalışırken de elinizdeki ateş topunu karşı tarafa atarak makul veya makul olmayan bazı eleştirileri tehditmiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz.Siyonist israil ortadoğuyu ateşe vermekten kaçınmıyor.Sivil,savunmasız kadınlara,çocuklara,okullara,hastanelere saldırmaktan kaçınmıyor.İnsanlık suçu olarak sayacağımız ne varsa hepsini işliyor.Tüm bunların üzerine Avrupa ve ABD deki sermaye gücü ve medyasına dayanarak dev bir propaganda makinesini çalıştırarak gerçekleri tersyüz ediyor.Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali sesi daha çok çıkıyor.Türkiyede olayın ilk sıcaklığı geçer geçmez sanki bir yerlerden bir düğmeye basılmış gibi Bremen mızıkacıları şer korosuna başladılar.
Dış politikada eksen kayması yaşanıyormuş,Türkiye batıdan uzaklaşıp Araplara yaklaşıyormuş ( tam Siyonist basının propagandasındaki gibi )
İHH aslında insani yardım kaygısı taşımıyormuş…
Hamas teröristmiş…
Gemidekiler silahlıymış…
Birileri de PKK’ya destek verebilirmiş…
Filistin Türkiye’nin ulusal meselesi değilmiş…
İsrail askerleri kendini savunmuşmuş…
İsrail güvenliğini sağlama hakkına sahipmiş…
Aslında Gazze’de insani bir felaket yaşanmıyormuş…
Yardım gemisi İsrail’den izin almadan oraya gitmemeliymiş…
Bakıyorsunuz kullanılan tüm argümanlar siyonist propaganda yalan makinesinin ürettiği ve pompaladığı malzemeler.Bu ülke halkı artık bu yalanları yemiyor.Geçin bunları…
ANAYASA MAHKEMESİ Mİ CUNTA MUHAFAZA MAHKEMESİ Mİ?
Siz belki CHP YASA MAHKEMESİ de diyebilirsiniz.
Anayasa Mahkemesinin Görev ve yetkileri Anayasanın 148. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre
***
MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.
***
Şekil açısından bu anayasa değişikliğinde hiçbir kusur veya eksiklik bulunmamaktadır.148.maddeye göre zaten esastan görüşülmesini mevcut anayasa yasaklamaktadır.Eğer anayasa mahkemesi üyeleri başlangıç hükümlerine aykırılık bahanesi uydurup bunun arkasına sığınarak bir iptal kararı vererek Anayasayı çiğnerseler Cumhurbaşkanı derhal bu hukuk tanımaz üyeleri görevden azletmeli ve bağımsız mahkemeler tarafından da görevi kötüye kullanmaktan dolayı yargılanıp gerekli cezalar verilmelidir.
Böyle bir durumda halkın %47 ile yönetim yetkisi verdiği hükümet derhal seçime giderek halktan yeniden yetki istemeli ve seçimden sonra demokratikleşme reformlarına kaldığı yerden devam etmelidir.
ULUSALCILAR CEYDA KARAN’A DA KARŞI !
Sayın Ceyda Karan’ın yazılarını ilgiyle takip ediyor, objektif, tarafsız yorumlarını takdir ediyorum.
Mardas lakaplı yorumcu
Yazarın son dönemde hükümet politikalarını meşru kılma için üstün bir çaba göstermekte olduğunu, Mavi Marmara olayından sonra her programda hükümet ne yapsa doğru yapar dediğini iddia ediyor.
Sanırım Sayın Karan hükümetin ak dediğine kara dese, Mardas isimli yorumcu bayram yapacak. Onlara göre bu iktidar ne yaparsa o kötüdür.
Cumhuriyet Döneminde toplam 6.000 km duble yol yapılmış,8 yıllık AKP iktidarı döneminde bunun tam iki katı yani 12.000 km duble yol yapılmış. Buna kötü diyorlar. Kişi başına düşen milli gelir 3.000 dolardan 9.000 dolara yükselmiş. Buna kötü diyorlar. GSMH 2002 de 275 milyar dolardan 2009 da 800 milyar dolara yükseldi. Onlara göre bu da kötü. Türkiye dünyanın 27. ekonomisi olmaktan 16.büyük ekonomi olmaya yükseldi. Buna da kötü diyorlar. Enflasyon 2001’de %70,2002’de %40’dan 2009’da %10’un altına düşecek buna da kötü diyecekler.
BM Güvenlik Konseyine geçici üye oluyoruz. Bu da kötü. İsrail ve ABD eksenli değil,milli menfaatlerimiz odaklı dış politika izliyoruz.Bu da kötü oluyor.AB katılım müzakereleri başlıyor.Buna da burun kıvırıyorlar.Batıyla ilişkiler iyi olunca BOP işbirlikçisi ilan ediyorlar,Doğuyla ilişkiler gelişince bu sefer eksen kayması diyorlar.TOKİ ülkeye baştan başa konut inşa ediyor,istemezük diyorlar. Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim İran ile imzaladıkları nükleer yakıt takası anlaşmasının gelecekteki görüşmelere temel oluşturacağı konusunda ümitli olduğunu söyleyerek Brezilyanın desteğinin sürdüğünü ifade etti ve siz aşağıdaki yazarı suçlayan cümlenizle ters köşe oldunuz.“bu arada kendi gazetesini okursa brezilyanın masadan kalktığını da görmüş olur..”
Mardas lakaplı sayın yorumcu sizin gibi gözü kapalı hükümet düşmanlığını bu ülke insanı artık yemiyor. Geçin bunları lütfen!
ÇOK KAN DÖKÜLSE DE HÜKÜMETE ÇAKSAK !
Askerlerimizin şehit olmasını dört gözle bekleyip; üç beş oy kazanmak için hükümete veryansın eden o fırsatçı kafayı iyi tanıyalım.Bu ırkçı kafa terörün sona ermesini asla istemez.Çünkü onlar kandan beslenen canavarlardır.1980 Öncesi solla kanlı bıçaklıyken şimdi MHP-CHP koalisyonu söylemlerine ses çıkardıklarını gören duyan olmadı. 1999 seçiminden sonra da başbakanlığı Ecevite ikram etmiş,karşısında el pençe divan durmuşlardı.O zaman İstikrar bozulmasın diyen kuzucuklar şimdi nasıl da kurt gibi saldırıyor,hükümeti PKK’lı gibi göstermeye çalışıyorlar.Şehit cenazelerinde arsızlaşıp,AKP’li yetkililere uluyorlar.Banka hortumlamaktan,ülke kaynaklarını çetelere,mafyalara peşkeş çekmekten başka ne yaptınız.İktidarda siz vardınız.Abdullah Öcalanı astınız da AKP mi elinizden aldı?Krizlerden,enflasyondan başka ülkeye,millete ne verdiniz.
Diyarbakır cezaevinde gariban kürt evlatlarına bok yediren bu ırkçı kafa değil miydi?Kürt iş adamlarını öldürüp yol kenarlarına bırakanlar kimdi?17.000 faili meçhul cinayet ne zaman işlendi?Bu faşist kafa değil mi Güneydoğulu halkımızın %60 ını terör örgütü ve partisinin kucağına iten. Ürkeğe değil erkeğe oy verin,Başörtüsü sorununu biz çözeriz diye milletten oy isteyenlerin erkekliğini de ,Başörtüsünü meclis kapısında nasıl çözdüklerini de iyi gördük.Bunların milliyetçiliği de,vatanseverliği de çakma.Bunları iktidara getirsen ilk yapacakları iş kamu kaynaklarını paylaşıp,hortumlamaktır.
Bu ırkçı kafanın hezeyanlarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…
BİRLEŞİK TERÖR CEPHESİ
Son aylarda yükselen terör saldırılarının ardında İsrail ve ABD’nin desteği yatmaktadır.Bu ülkeler Türkiyenin son dönemde geliştirdiği milli menfaatlerini ön planda tutan bağımsız dış politikadan rahatsız olmuştur.Kendi çıkarlarını korumak için Türkiyedeki AKP hükümetini açık hedef haline getirmişlerdir.Tırmanan PKK saldırıları ile bir yandan hükümet zayıflatılırken öte yandan da Baykal kasedi servis edilerek CHP’de yeniden tanzim gerçekleştirilmiş,bu parti sözümona iktidar adayı haline getirilmiştir.Bir yandan da bu projenin tutmama ihtimaline karşı bir CHP-MHP koalisyonu pişirilmeye çalışılmaktadır.
Son dönemde artan terörist saldırılar karşısında değişik kesimlerin duruşu ve verdikleri tepkilere bakınca insan dehşete kapılmadan edemiyor.Birbirinden bütünüyle farklı görülen kesimlerin bir noktada nasıl böyle ittifak edebildiklerini anlamak gerçekten zor.
1-ABD: Terör bahanesiyle 10.000 km öteden gelip Irak’ı işgal eden,Afganistan’a giren ABD Türkiyenin Kuzey Irak’ta kara harekatı düzenlemesine karşı çıkmaktadır.(Alttan alta da PKK korunup kollanmaktadır.)
2-PKK: Ülkemizde Kürtlerin hakları için mücadele verdiğini iddia eden örgüt,cumhurbaşkanlığı seçimi,anayasa değişikliği referandumu,demokrasi açılımı ve seçim arefesinde terörü özellikle tırmandırarak aslında statükonun devamından yana olduğunu göstermiş oluyor.Ulusalcı-ergenekoncu kanatla PKK arasında bağ olduğunu savunan kesimlerin görüşlerine haklılık kazandırıyor.
3-CHP:Açılıma bodoslama karşı çıkan CHP,terör olaylarından dolayı örgütten çok hükümeti suçlayarak terörden nemalanmaya çalışmaktadır.CHP ve BDP’nin son dönemde Anayasa değişikliği ve Demokratik Açılım Sürecine benzer tepkiler vermesi dikkatlerden kaçmamıştır.
4-MHP:Şehit cenazelerinde AKP’li bakan ve milletvekillerine saldırılması ve adeta şov yapılması kendiliğinden gelişen olaylardan çok MHP’nin dökülen kandan siyasi rant elde etme çabasının bir sonucu olduğu kanaatindeyim.Her terör saldırısından sonra hükümeti ihanetle suçlayan MHP sözcüleri bu şekilde oy avcılığı yaparak aslında teröre hizmet ettiklerini,milletin gözünden iyice düştüklerini fark edemiyorlar.Demokratik Açılım Sürecine karşı amansız bir muhalefet sergileyen Bahçeli,terör biter kan durursa kendilerinin varoluş zemininin ortadan kalkacağı refleksiyle hareket etmektedir.Terörü bitirerek Türkiye mi kazansın,Terör azsın MHP mi kazansın?Cevapları basit Terör sürsün MHP kazansın.
5-Ulusalcı medya-Doğan Medyası:Her terör saldırısından sonra adeta PKK reklamı yapan bu medya organları hükümet karşıtlığında terör örgütü ile ittifak yapmaktadır.Şehit cenazelerini ve şehit anne babalarının acılarını döne döne tekrar yayınlayan medya Ergenekoncu çeteleri kurtarmak için PKK kartına sarılmış gibi gözüküyor.Formülleri çok basit;kan dökülsün de AKP iktidardan gitsin,Ergenekon çeteleri serbest kalsın.
Tüm bu kesimlerin verdiği tepkilere bakınca Başbakan Erdoğan’ın “karşımızda MHP-CHP-İmralı var” sözüne hak vermemek mümkün değil.
TERÖR NEDEN ŞİMDİ?
Terör olayları ülkemizde son dönemde ciddi şekilde artış göstermiştir.Terörün tırmandırılmasını sorgulamakta ve arka planını irdelemekte fayda var.
1-Terör örgütleri büyük güçlerin desteği olmadan varlıklarını sürdüremezler.ABD ve İsrail Türkiyenin milli çıkarları odaklı dış politikasından rahatsızdır.Ve bu nedenle AKP iktidarını devirmek için bir yandan terörü tırmandırarak iktidarı zayıflatırken öte yandan da baykal kasedi ile CHP’yi tanzim ederek CHP’den iktidar adayı bir parti çıkarma çalışmalarına hız verdikleri gelişmelerden anlaşılmaktadır.CHP-MHP koalisyonu kurulması hayali yeni bir olay değil.22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce doğan medyasında sıkça dile getirildi.Zaten 1998 seçiminden sonra MHP kendisi Fazilet Partisi dinlensin diyerek Ecevitle koalisyon kurarak bu tür durumlardaki siyasi tercihini de göstermişti.
2-Şehit cenazelerinde ülkücü kesimin şov yaptığını,iktidar mensuplarına fiziki müdahalede bulunduğunu herhalde aklı başında hiç kimse inkar edemez.Eğer cenaze törenlerini mitinge dönüştüren bu hareketler siyasi rant elde etmeye yönelik tavırlar değilse siyasi rant elde etmeye yönelik tavır denilen bir mevhum yoktur o zaman.
3-Anayasa değişikliği görüşmeleri sürecinde CHP-MHP-BDP ve Abdullah Öcalanın aynı noktada(statükoyu koruma)hemfikir olduğunu ibretle izledik.BDP milletvekili Ufuk Uras parti kapatmalarla ilgili maddenin meclisten geçmemesi karşısında atılan sevinç çığlıklarından sonra bunlar Ergenekonun(Statüko) sevinç çığlıklarıdır diyerek oylamalara katılma kararı aldığını hatırlatmakta yarar var.
4-İstihbarat örgütlerinin terörü siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak kullandığı hepimizin malumudur.28 Şubat sonrası da RP-Fazilet Partisi dışında bir iktidar kurabilmek için 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan yakalanarak Türkiye’ye teslim edildi ve 18 Nisan 1999’da genel seçimlerden DSP ve MHP zaferle çıktı.1978’den beri Suriye’de yaşayan ve yakalanamayan Öcalan nasılsa birden Kenya’da yakalanıveriyor ve bu da çok kritik bir seçimden tam iki ay öncesine denk geliyordu.
5-Demoktatik Açılım sürecine CHP-MHP-BDP ve PKK farklı gerekçelerle de olsa karşı çıkmışlar,barışı ve kardeşliği tesis edecek adımlar atmak yerine ufak siyasi hesaplar peşinde koşarak Statükonun sürmesini sağlamışlardır.
Özet olarak Milli menfaat odaklı,tam bağımsız dış politika,Demokratik Açılım Süreci ve Anayasa değişikliği çalışmalarındaki duruş ve söylemlerine baktığımızda birbirinden çok farklı gibi görünen siyasi aktörlerin ve örgütlerin AKP karşıtlığı ve Statükonun muhafazası noktasında renkli bir koalisyon kurdukları gözden kaçmamaktadır.
EGEMENLİK MİLLETİNDİR !
Daha önce İlber Ortaylı Hoca’ya son derece derin bir sevgi ve hürmet besleyen ve kendisini dikkatle izlemeye çalışan bir okurdum.Ancak son açıklamaları beni oldukça şaşırttı ve bir o kadar da rahatsız etti. Ordu darbe yapabilir demek için sayın Ortaylı boşuna bunca zamandır akademik çalışma yapıyor. Bunu okuma yazma bilen sokaktaki sıradan adam da rahatlıkla söyleyebilir.Biz bir aydından şunları söylemesini beklerdik. “Ülkenin kaderini belirleme hakkı yalnızca millete aittir.Millet ne isterse o olur.İşlerine gelmeyen gelişmelerde asker mızıkçılık yapıp oyunun kuralları dışına çıkamaz.” Asker düşmanlığı yapıldığıyla ilgili tespiti de eksik,çünkü askerle ilgili yapılan eleştirilerin bir kısmı kötü niyetli olsa bile,çoğunlukla yapılan eleştiriler doğru ve haklı eleştirilerdir.Ne yani asker toprağa bomba,law silahı gömecek,gazete bombalatacak ,danıştaya baskın yaptıracak,dost medyayla millet üzerinde psikolojik harekat yürütecek, fişleme yapacak,provokasyonlara karışacak,başbakanın sağlığıyla bile oynayabilecek kadar gözü kara olacak,ilkokul çocuklarını müzede havaya uçurma planları yapacak,hakim,savcı ve üst düzey askerlerin gizli görüntülerini şantaj konusu yapacak ve daha nice pis işlere karışacak biz bunlara karşı çıkamayacağız. Demokratik açılım boş laf diyerek acaba hükümetin çalışmalarının yeterli olmadığını,içinin doldurulması gerektiğini mi söylemek istiyor,yoksa demokratikleşmeye karşı olduğunu mu ifade ediyor.Bir ülkede milletin tamamına daha fazla hak ve özgürlük verilmesinin neresi kötü doğrusu anlayamadım.Yoksa yara kanamaya devam etsin,Kirli savaş sürsün mü istiyor hazret. Ayrıca doğuda kopya çekiliyor ve küçük şehirlerde üniversite açılmamalı sözlerini de bir demokrata ve bir aydına yakıştırılamayacak faşizan ifadeler olarak değerlendiriyorum. Acaba daha da ileri gidip yalnızca elit kesim okusun,pis köylü çocuklarının üniversitede ne işi var der mi diye de çekiniyorum açıkcası. Sayın Ortaylının bir akıl tutulması yaşadığını düşünüyor,kendisine geçmiş olsun diyor ve acil şifalar diliyorum.
SAYIN İSMET BERKANIN ERGENEKON KAYGISI.
İşledikleri cürümler yanında çektikleri ceza az bile
Sayın Berkan, Devam eden Ergenekon davasında kişi haklarının ihlal edildiğinden kuşkulanıyor ve kaygılanıyorsunuz.Ortada korkunç iddialar,belgeler var.Toprağa gömülen bombalar,law silahları,cephaneler var.Krokiler,şuç teşkil eden birçok eylem planı var.Danıştay saldırısı,öldürülen yüksek yargıç,yaralanan yargıçlar var.Darbe planları var.Faili meçhul cinayetler var.Ülkede anarşi çıkarıp,ülkeyi istikrarsızlaştırıp darbe ortamı oluşturma çabaları var.Azınlıklara karşı sistematik olarak işlenen eylemler ve cinayetler var.Türk-Kürt,Laik-Anti Laik çatışması oluşturma planları var.Susurluklar,6-7 Eylüller,Taksimler,Çorumlar,Sivaslar var.Hırant Dink,Rahip Santaros,Uğur Mumcu,Bahriye Üçok,Muammer Aksoy,Ahmet Taner Kışlalı,Çetin Emeç,Necip Hablemitoğlu,Eşref Bitlis cinayetleri var.Yasadışı,kirli ilişkiler var.Provakasyonlar var. Sözün özü ülke tarihinde kapkara bir dönem var.İlk kez bu karanlık dönem aydınlatılmaya çalışılıyor.Bir yandan bu karanlık kesim hala eylemlerine devam ediyor.Yargı içindeki çeteler harekete geçirilerek suçluların hak ettiği cezaları alması engellenmeye çalışılıyor.Devlet içinde çöreklenmiş çetelerle,mafyalarla ilk kez hukuki zeminde hesaplaşma fırsatı var.Birçok odak bu temizlik hamlesini başarısız kılmak için bütün kozlarını oynamaktan imtina etmiyorlar. Hukuk herkese lazım elhak doğru.Suçlu da olsalar herkes adil yargılanma hakkına sahiptir,elhak doğru.Ancak masum insanları öldüren,darbe planları yapan,anarşi çıkarmaya çalışan,meşru iktidara karşı yasadışı yöntemlerle mücadele eden,devlet içinde çöreklenmiş bu çetelerin işledikleri tüm melanetler karşılıksız mı kalsın?Ceza almasınlar mı?Yargılanmasınlar mı? Ülkeyi karıştırmaya devam mı etsinler?Ülkede kriz çıkarma planları yapmalarına seyirci mi kalınsın?Azınlıklara karşı giriştikleri pis sindirme tertibi devam mı etsin?Kaos oluşturma faaliyetleri soruşturulmasın mı?Karanlık siyasi tarihimiz aydınlatılmasın mı?Sahi siz ne sanıyorsunuz devam eden mahkeme sürecini?Çocuk oyuncağımı mafyalarla,çetelerle,kirli odaklarla hukuk zemininde hesaplaşmak?Bu yargılama sürecindeki muhtemel bazı eksikliklere odaklanıp devlet içinde öbeklenmiş kirli işlere bulaşmış,illegal unsurların yargılanmasını göz ardı etmek ne kadar doğru?Bu ülkede benim gibi milyonlarca insan tüm kalbiyle ergenekon çeteleri ile kelle koltukta mücadele eden hukuk adamlarını destekliyor.Ergenekon davası türk hukuk tarihinin yüzakıdır.Bu dava ülkemizde demokrasi,insan hakları ve ekonomik gelişme açısından devrim mahiyetinde bir gelişmedir.
TERÖR ELEBAŞI DA REFERANDUMA KARŞI !
Milletin yönetimde söz sahibi olmasını istemeyen çevreler günümüzde iktidarın uygulamalarıyla sivil diktaya doğru gittiği havasını pompalayarak demokratikleşme sürecini baltalamaya çalışıyorlar.Ne hikmetse halkın % 80 ‘inin destek verdiği demokratikleşme sürecini sivil dikta olarak yaftalayan bu kesimler askerin sivil siyasete türlü müdahalelerine ve hatta olası bir darbe ihtimaline karşı destek vermeden de geri durmuyorlar.Aslında onlar sivil dikta derken,güçler ayrılığı zedeleniyor derken mutlu azınlığın geleneksel ayrıcalıklarını günbegün kaybetme rahatsızlığıyla itiraz ediyorlar.
Anayasa değişikliği referandumu ile Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının demokratikleştirilmesi,askere sivil yargı yolunun açılması,YAŞ kararlarına yargı yolunun açılması,12 Eylül cuntacılarının yargınabilmesinin önünün açılması gibi demokrasinin kökleşmesi için devrim niteliğinde düzenlemeler var.Statüko can havliyle bu süreci akamete uğratmak için çabalıyor.Turnusol kağıdı vazifesi görebilecek böyle bir konuda terör elebaşı Öcalanın aşağıda anayasa referandumu ile ilgili sözleri bizim sürekli iddia ettiğimiz ancak kanıtlarına ulaşmakta güçlük yaşadığımız derin devlet-pkk işbirliğine güzel bir örnek olsa gerek.
İdris Saim
“Kürt meselesinin barışçıl çözümü için muhatap bulamadığından yakınan Abdullah Öcalan, “31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum. Ben bir savaş çağrısı değil bir savaş falan başlatmıyorum. Bundan sonra sorumluluk KCK’dedir, hatta BDP’de ve devlettedir’’ dedi.
Avukatlarıyla görüşmeleri PKK’ya yakın internet sitelerinde yayınlanan Öcalan’ın verdiği ilginç mesajlar şöyle: SAVAŞ ÇAĞRISI YAPMIYORUM: Karşımda muhatap olmadığından dolayı bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı ne faydası ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum. Bu yanlış anlaşılmasın. Ben bir savaş çağrısı değil bir savaş falan başlatmıyorum. Benim sağlığım ve şartlarım da ortada. Bu şekilde sürecin ne Kürtlere ne KCK’ye ne de devlete bir faydası vardır. Bundan sonra sorumluluk KCK’dedir, hatta BDP’de ve devlettedir. Sonuçta ben burada yönetemem. Ne yapacaklarına kendileri karar verecekler. Bayık, Karayılan, Abbas, Haydar onlar samimidirler, halkın önderliği rolünü üstlenmişlerdir. Artık bu ağır sorumluluk onlardadır. Osman-Botan gibi alçaklar ise yanlarına kadın ve milyonlarca para alarak kaçtılar. REFERANDUMDA OY VERİLMESİN: Kürtler AKP’nin bu sahte anayasa referandumuna gitmemelidir. Bu anayasa değişikliği Kürtlere yönelik gerçekleştirilen siyasal ve kültürel soykırım örtbas eden, soykırımı gizleyen sahte bir adımdır. BDP, Kürtler bir alternatif yaratabilirler. Kendi anayasalarını, demokratik özerkliklerini ilan edip bunu referanduma götürebilirler. Bu bir anket tarzında da olabilir. KILIÇDAROĞLU YORUMU: Kürtlere karşı AKP, CHP ve MHP arasında faşist oligarşik bir ittifak vardır. Deniz Baykal’ın gitmesiyle birlikte bu ittifak da çözülmeye başlamıştır. Kılıçdaroğlu ile ilgili ise şu anda kesin bir şey söylemek istemiyorum. Başbuğ’un temsilcisini yönetime almış; olumlu da olabilir, olumsuz da olabilir, ama sonuç itibariyle bu üçlü faşist ittifak çözülmüştür. MUHATTAP ÇIKARSA GÖRÜŞÜRÜM: Ben karşımda bir muhatap olmadığı için çekiliyorum ama bu muhatap olursa görüşme olmaz anlamına gelmiyor. Ben masum-sivil insanların zarar görmemesini umut ediyorum. 1984’te silahlı mücadeleyi başlatmak amacıyla Ülkeye gönderdiğim güçler benim öngördüğüm bir savaş yürütemediler. İşte bu Hogir gibi örnekler var. Benim savaş anlayışım bu değildir. Ümidim sivillerin ölmemesidir.”
CHP’Lİ YARGIÇLAR
Anayasa mahkemesi ne yazık ki yine kendisinden bekleneni yaptı ve referanduma sunulan anayasa değişikliği metnini kısmen iptal etti.Çoğunluğu Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan Anayasa mahkemesi üyelerinin CHP zihniyetine sahip olduğunu ve daha önce verdiği taraflı kararları dikkate alırsak AYM’nin Anayasayı açık ihlalle sonuçlanan iptali aslında şaşırtıcı bir karar değildir.Anayasa Mahkemesi bu kararıyla siyasi bir duruş sergilemiş,milletimizin %80’lik çoğunluğuna karşı CHP safında yer alarak millete meydan okumuş ve kendi varoluşunu tartışmalı hale getirmiştir.
Anayasa Mahkemesinin önünde hukuken doğmamış, kanun haline gelmemiş bir metnin iptali için açılmış bir dava olmasına rağmen mahkeme iptal başvurusunu incelemekten geri durmamıştır.Avukat Reşat Petek bir makalesinde:” Henüz yürürlüğe girmeyen bir normu iptal etme girişiminin ne kadar hukuki dayanaktan yoksun olduğunu anlatmak için, AYM’nin kabul kararının evli olmayan kişilerin boşanma davasını kabul etmekle eşdeğer olduğunu ifade etmiştir.” Henüz yasalaşma süreci tamamlanmamış bir metnin Anayasa Mahkemesi kararına konu edilmesi fahiş bir hukuk ihlalidir.Bu aşamada AYM davayı konusu yönünden, yani iptali istenen hukuken sağlıklı doğmuş bir yasa olmadığı gerekçesiyle reddetmesi gerekiyordu.
Anayasa Mahkemesinin Görev ve yetkileri Anayasanın 148. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre
“Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.” “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (Anayasa Md.6)
Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden –nitelikli çoğunluk, ivedilikle görüşülmeme ve iki defa görüşülme yönünden – denetleme yetkisi olan AYM’nin, konuyu esastan ele almasının Anayasa ihlali olduğunda şüphe yoktur.
Anayasa’nın 148. Maddesi şekil bakımından denetlenmeyi “Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır” demek suretiyle AYM’nin denetleme yetki alanını sınırlı tutmuştur. AYM Anayasayı ihlal eden kararlarıyla TBMM’nin Anayasa yapma ve değiştirme yetkisini elinden almış bulunmaktadır. Şekil denetimi diyerek esastan inceleme ile verdiği kararlar açık Anayasa ihlalidir. Asli kurucu iradenin vermediği, Anayasa ve kanunların vermediği bir yetkiyi kullanmanın adı yasal alanın ihlalidir. Anayasal organlar yasal sınırlar içinde hareket ederek karar verdikleri takdirde meşrudur ve kararları uygulanır. Aksi halde AYM’nin Anayasa değişikliğini esastan iptal kararı Anayasal meşruiyetten uzaktır. Anayasa Mahkemesi Raportörü Sayın Doç.Dr. Osman Can bakınız Anayasa Mahkemesinin anayasa deşikliklerini esastan incelemesi hakkında neler söylüyor. “Anayasa değişikliklerini esastan incelemek, yetki gaspı değildir, yasal alanın ihlalidir. Yetki gaspı, iki kurum arasındaki anlaşmazlığı ifade eder. Diğeri, anayasal sınırların ihlal edildiği hukuksuzluğu… Kurucu irade adına parlamentolar yasa çıkarır, kurulu organlar (AYM gibi) tarafından içeriksel denetime tabi tutulamaz.
“İptal kararı verilirse, bu bir siyasi duruştur, hukuki değildir, anayasanın ihlalidir”
Anayasa Mahkemesinin bu mütecaviz kararından sonra hükümete düşen yargı reformunda ısrarcı olması,yapısal değişikliklere devam etmesidir.Kuşkusuz bu anayasa değişikliği referandumda onaylansa bile yeterli değildir. Darbe ürünü olan 1982 Anayasası birey hak ve özgürlüklerinin esas alındığı yeni bir anayasa ile tümden değiştirilmelidir. Bunu sağlama noktasında temel olacak bu referanduma Türk halkı en azından %60 oranında evet oyu verecektir.Bu referandum bu yönüyle bile ülkemizde büyük bir hukuk ve demokrasi devrimidir.12 Eylül 2010 Demokrasi ve Millet Egemenliği bayramınız kutlu olsun.
Niçin EVET?
1982’de Türk milletine olağanüstü koşullarda ve silahların gölgesinde dayatılan darbe anayasasını değiştirmek için nihayet bir fırsat var önümüzde. Referanduma sunulan pakette neler olduğunu hatırlatalım öncelikle.
Özel surette korunması gerekenler için Pozitif Ayrımcılık Anayasaya girecek.
Kişisel verilerin korunması Anayasa teminatı altına alınacak.
Yurtdışına çıkış yasağı ancak hâkim kararıyla verilebilecek.
Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerine, toplu sözleşme yapma hakkı verilecek.
Kamu Denetçiliği Kurumu kurulacak ve idarenin isleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyecek.
YAŞ’ın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açık olacak.
Askerlere sivil yargı yolu açılacak.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirilecek.
HSYK’nın yapısı değiştirilecek.
12 Eylülcülerin yargılanmasını önleyen anayasanın geçici 15.maddesi kaldırılacak.
Darbe ürünü olan bu anayasa mutlaka değişmelidir. Çünkü bu anayasa birey temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı bir anlayışla hazırlanmıştır. Anayasada temel hak ve hürriyetleri düzenleyen bölüme baktığımızda; vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini ifade eden bir satırlık bir maddenin hemen altında özgürlükleri sınırlandıran koca bir paragrafın yer aldığını görürsünüz. Bu yaklaşım devleti merkeze koyan, vatandaşı yok sayan, insan mutluluğunu önemsemeyen jakoben bir anlayışın ürünüdür. İnsan hayatındaki her şey gibi devletin varlığı da insanı ve toplumu mutlu edebildiği oranda anlamlıdır. Bütün mantığı vatandaşa karşı devleti korumak olan bir anayasanın toplumu mutlu etmesi mümkün değildir.
12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan bu anayasa mutlaka kökten değiştirilmelidir. Çünkü bu anayasa darbecilerin ve mutlu azınlığın ayrıcalıklarını korumaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu anayasa azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesi için özel olarak dizayn edilmiştir. Bu anayasayla halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilen ve icraatlarıyla ilgili her beş yılda bir halka sandıkta hesap veren yasama organı, yargı vesayeti cenderesine sıkıştırılarak etkisizleştirilmektedir. Halktan gücünü almayan organlara, yasama organı üzerinde sınırsız denetim yapma yetkisi verildiği yönetim biçimine demokrasi değil “oligarşik bürokrasi” denir. Çoğunluğun oylarıyla seçilen meclisin anayasa değişikliği yapmasına müdahale etmek; halka egemenliği sen kullanamazsın demekle eş anlamlıdır. Demokrasilerde egemenlik hakkı yalnızca millete aittir. Millet bu yetkisini yasama ve yürütme organları aracılığı ile kullanır. Memnun olmadığında da her beş yılda bir bu tercihlerini yeniler. Demokrasilerde kararları çoğunluk alır. Ancak çoğunluk tarafından azınlığın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenlemeler yapılması da asla benimsenmez. Demokrasiler bir yandan çoğunluğun iradesini gerçekleştirirken öte yandan da azınlıkta kalan vatandaşların hak ve hürriyetlerini güvence altına alırlar. Bugün karşılaştığımız durum ise bu söylediklerimizin tam tersidir. Toplumun çok küçük bir kesimi olan bir cunta grubunun hazırladığı bir anayasa, halk çoğunluğuna silah zoruyla dayatılmıştır. Bu anayasaya dayanılarak halkın büyük bir çoğunluğuna tahakküm edilmektedir. Temel hak ve özgürlükler kolayca ayaklar altına alınabilmektedir.
Sivil siyasetin önünün açılması, askeri vesayete ve yargı sultasına son vermek için mutlaka demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün yargı adeta bir siyasi partinin arka bahçesi gibi çalışmakta, tamamen taraflı ve ideolojik kararlar vermektedir. Anayasa mahkemesi fonksiyon gaspı yapmakta, TBMM’ye ait olan yasama yetkisini kullanmaktan da geri kalmamaktadır. Yapılacak yeni anayasa ile halkın yetki verdiği yasama ve yürütme organları ile didişmeyi görev edinmiş askeri bürokrasi ve yargı tarafsız hale getirileceğinden; kurumlar arası çatışma sona erecek, anayasal organlar arasında uyum sağlanmış olacaktır.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra idam edilen, hapishanelere tıkılan, siyaset yapma hakkı elinden alınan, sürgüne gönderilen, fişlenen milyonlarca Türk vatandaşının mağduriyetini biraz olsun hafifletmek için elbette bu referanduma evet demek boynumuzun borcudur. Halkı sürü yerine koyan darbecilere haddini bildirmek için evet demekten başka yol gözükmüyor. Demokrasi şehidimiz, Türk halkının sevgilisi rahmetli Adnan Menderes’in ruhunun şad olması, kemiklerinin sızlamaması için elbette bu referanduma evet demek gerekir. Cumhurbaşkanlığına aday olmaması için askerler tarafından tehdit edilerek, yurtdışına gitmek zorunda kalan rahmetli Ali Fuat Başgil’in hatırasına elbette bu referanduma evet demek gerekir. Aydınlarımıza suikastlar düzenleyerek milletin bir kısmını diğer kısmına düşman ederek bulanık suda balık avlamak isteyen derin devlet çetelerine inat elbette bu referanduma evet demek gerekir. Referandumda hayır oyu kullanın diyen, elinde binlerce insanımızın kanı olan, İmralı’daki bebek katili terörist başının inadına elbette bu referanduma evet demek gerekir. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler sonucu hayatını kaybeden on binlerce vatandaşımızın kanı yerde kalmasın diye elbette bu referanduma evet demek gerekir.
Bu Anayasa değişikliği referandum sonucunda onaylanırsa ilk kez 12 Eylül 1980 cuntasının ürünü olan darbe anayasasında köklü bir değişiklik yapılmış olacaktır. Bir sonraki adım mutlaka bu darbe anayasasından tamamen kurtulup Türkiye’nin hak ettiği sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması olacaktır.
Daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük için bu anayasanın değiştirilmesine elbette evet diyorum.
1.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 14:56
İsrail Propaganda Makinesine Su Taşımak Müslümana Yakışır mı?
ABD gazetesi The Wall Street Journal Fethullah Gülen Hocaefendinin röportajını “Reclusive Turkish Imam Criticizes Gaza Flotilla“ başlığıyla verdi.
Yani münzevi türk imam gazze filosunu eleştirdi.
İsterseniz Hürriyet Gazetesinin The Wall Street Journal’dan özet olarak alıntıladığı bölümü okuyalım. “Gülen, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a verdiği söyleşide, Türk bir kuruluşun önderlik ettiği bir filonun İsrail’in izni olmadan Gazze’ye yardım götürmesini eleştirdi.
Gazetenin haberine göre Gülen, söyleşide olayla ilgili izlediği haberler hakkında, “Gördüğüm şeyler hiç de hoş değildi” dedi. Gülen, “Çok çirkin şeylerdi” diye konuştu.
Gülen, organizatörlerin Gazze’ye yardım götürmeden önce İsrail’le uzlaşma yolunu seçmemelerini “faydalı sonuçlar doğurmayacak şekilde otoriteye baş kaldırmak” olarak tanımladı.”
Ülkemizde milyonlarca insanın itimat ettiği bir ilim adamının, bir din önderinin isterdik ki verdiği mülakatlarda daha özenli bir dil kullansın.Fransa,İngiltere,ABD ve hatta İsrailde bile bir çok gazeteci,yazar,aydın alabildiğince bir terör devleti olan Siyonist İsrailin yaptığı katliamı lanetlerken önder niteliğine sahip bir müslümanın zalimi kınamak bir yana İsrailin takındığı saldırgan tutumu mazur görme anlamına gelecek bir beyanat verme zavallılığına düşüyor.Maalesef bu Fethullah Gülen Hocaefendinin ilk vukuatı değil.28 Şubat süreci öncesi 1995 de “Kardeşim Cebrail gelse ve bana parti kur dese yine de parti kurmam” demiş 28 Şubat sürecinde de Yalçın Doğan’a televizyonda verdiği söyleşide Erbakan için “Hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” gibi ifadeleri olmuştu. Kritik anlarda zalimlerin eğip bükeceği ve kendi konumlarını meşrulaştırmak için kullanabileceği sözler sarfetmek bir Müslüman önderi bırakın sıradan erdemli bir insana dahi yakışmaz.
Hocaefendi ya bu mülakatı vermeyi reddetmeliydi ya da lider vasfıyla bazı noktaların altını çizme sorumluluğuyla hareket etmeliydi.
1- İsrail 1967 de ve sonrasında işgal ettiği topraklardaki haksız işgaline son vermelidir.
2- Gazze ablukası kaldırılmalı,Gazze karasularındaki Filistin hakimiyeti ihlal edilmemelidir.
3- Sadece abluka altında aç,susuz,ilaçsız,meskenleri onarılma bekleyen mazlum Gazze insanına insani yardım götüren silahsız yardımseverlere İsrail ordusunun silahla saldırıp insanların bir kısmını yaralaması,bir kısmını öldürmesi alçakça bir vahşettir,zorbalıktır ve korsanlıktır.
4- BM nezdinde oluşturulacak bağımsız bir komisyon kurulmalı ve bu saldırıda sorumlulukları olanları tespit edip gereği yerine getirilmelidir.
5- Bırakın yardım gemilerine saldırmayı uluslar arası karasularda bu gemilerin geçişine engel olmak dahi uluslar arası hukukun ihlalidir.Ayrıca Gazze karasularını İsrail devleti işgalden derhal vazgeçmelidir.
6- İsrail Hükümeti 33 ülkeden insana karşı gerçekleştirdiği saldırgan tutumdan dolayı derhal özür dilemeli,yaralı ve ölülerin ailelerine tazminat ödemelidir.
7- Bir an önce yukarıdaki maddeler yerine getirilerek İsrail ve Filistin tarafları arasında görüşmeler başlatılmalı ve kalıcı bir barış ortamı tesis edilmelidir.
Tüm yukarıdaki söylenmesi gerekenler es geçilip insani yardım götüren insanların İsrail’den izin almamalarını eleştirmek Siyonist İsrail’in Propaganda makinesine hizmet etmek anlamına gelir ki Allah tüm ümmeti Muhammedi böyle bir zilletten korusun.İsrail dünya kamuoyunda bu saldırganlığını savunabilecek hiçbir gerekçeye sahip değildir.Dünya İsrail’den bir açıklama beklemektedir.Ama İsrail dünyayı kandırmaya çalışmak ve elindeki medya gücüyle hem suçlu hem güçlüyü oynamaktadır.İsrail Gazze’ye ambargoyu kaldırmak ve saldırganlığının bedelini ödemeden kaçmak için tüm kozlarını oynamaktadır.İsrail’e o çok aradığı,çırpındığı mazereti verip dünyada meşrulaşmasını sağlamak ne bir müslümana ne de erdemli bir insana yakışmaz.
Fethullah Gülen Hocaefendiden istirhamım verdiği mülakattaki eksik noktaları yeni bir mülakatla tamamlamalı,liderlik sorumluluğunun gereklerini yerine getirmesidir.Ayrıca tüm dünya barışseverleri ve özellikle Türkiye ve Filistin kamuoylarından da yanlış amaca hizmet ettirilebilecek eksik bir mülakat verdiği için de özür dilemelidir.Hz. Peygamber bile kimin sırtına vurmuşsam gelsin sırtıma vursun demişse bir Müslüman önder de hatasından dolayı özür dileyebilmelidir.
Saygılarımı arz eder,esenlikler dilerim.
İdris Saim
2.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 14:58
Nuray Mert Kamuoyu Tepkisinden Korkuyormuş
Korkmayın özgürce yorumlarınıza devam edin AMA
Hükümetin ortadoğu ve İsraille ilgili politikalarından beğenmediklerinizi tabi ki eleştirin.Ancak Müsaade edin de biz de sizin beğenmediğimiz yorumlarınızı eleştirebilelim.Açıkcası sizin konumuzu da ben anlayışla karşılamaya çalışıyorum.1-Doğan medya grubunda yazıyorsunuz.bu grup iktidarın altını oymak için bulduğu her fırsata sarılıyor. 2-Bu grubun almanyadaki ortağı Axel Springer İsrailin avrupadaki en büyük destekçilerinden biridir.
Bu iki gerçek varken tabi sizin de yazı yazarken elinizin titremesi doğal oluyor.Suçluluk duygunuzu örtmeye çalışırken de elinizdeki ateş topunu karşı tarafa atarak makul veya makul olmayan bazı eleştirileri tehditmiş gibi göstermeye çalışıyorsunuz.Siyonist israil ortadoğuyu ateşe vermekten kaçınmıyor.Sivil,savunmasız kadınlara,çocuklara,okullara,hastanelere saldırmaktan kaçınmıyor.İnsanlık suçu olarak sayacağımız ne varsa hepsini işliyor.Tüm bunların üzerine Avrupa ve ABD deki sermaye gücü ve medyasına dayanarak dev bir propaganda makinesini çalıştırarak gerçekleri tersyüz ediyor.Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali sesi daha çok çıkıyor.Türkiyede olayın ilk sıcaklığı geçer geçmez sanki bir yerlerden bir düğmeye basılmış gibi Bremen mızıkacıları şer korosuna başladılar.
Dış politikada eksen kayması yaşanıyormuş,Türkiye batıdan uzaklaşıp Araplara yaklaşıyormuş ( tam Siyonist basının propagandasındaki gibi )
İHH aslında insani yardım kaygısı taşımıyormuş…
Hamas teröristmiş…
Gemidekiler silahlıymış…
Birileri de PKK’ya destek verebilirmiş…
Filistin Türkiye’nin ulusal meselesi değilmiş…
İsrail askerleri kendini savunmuşmuş…
İsrail güvenliğini sağlama hakkına sahipmiş…
Aslında Gazze’de insani bir felaket yaşanmıyormuş…
Yardım gemisi İsrail’den izin almadan oraya gitmemeliymiş…
Bakıyorsunuz kullanılan tüm argümanlar siyonist propaganda yalan makinesinin ürettiği ve pompaladığı malzemeler.Bu ülke halkı artık bu yalanları yemiyor.Geçin bunları…
3.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 14:58
ANAYASA MAHKEMESİ Mİ CUNTA MUHAFAZA MAHKEMESİ Mİ?
Siz belki CHP YASA MAHKEMESİ de diyebilirsiniz.
Anayasa Mahkemesinin Görev ve yetkileri Anayasanın 148. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre
***
MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.
***
Şekil açısından bu anayasa değişikliğinde hiçbir kusur veya eksiklik bulunmamaktadır.148.maddeye göre zaten esastan görüşülmesini mevcut anayasa yasaklamaktadır.Eğer anayasa mahkemesi üyeleri başlangıç hükümlerine aykırılık bahanesi uydurup bunun arkasına sığınarak bir iptal kararı vererek Anayasayı çiğnerseler Cumhurbaşkanı derhal bu hukuk tanımaz üyeleri görevden azletmeli ve bağımsız mahkemeler tarafından da görevi kötüye kullanmaktan dolayı yargılanıp gerekli cezalar verilmelidir.
Böyle bir durumda halkın %47 ile yönetim yetkisi verdiği hükümet derhal seçime giderek halktan yeniden yetki istemeli ve seçimden sonra demokratikleşme reformlarına kaldığı yerden devam etmelidir.
4.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 14:59
ULUSALCILAR CEYDA KARAN’A DA KARŞI !
Sayın Ceyda Karan’ın yazılarını ilgiyle takip ediyor, objektif, tarafsız yorumlarını takdir ediyorum.
Mardas lakaplı yorumcu
Yazarın son dönemde hükümet politikalarını meşru kılma için üstün bir çaba göstermekte olduğunu, Mavi Marmara olayından sonra her programda hükümet ne yapsa doğru yapar dediğini iddia ediyor.
Sanırım Sayın Karan hükümetin ak dediğine kara dese, Mardas isimli yorumcu bayram yapacak. Onlara göre bu iktidar ne yaparsa o kötüdür.
Cumhuriyet Döneminde toplam 6.000 km duble yol yapılmış,8 yıllık AKP iktidarı döneminde bunun tam iki katı yani 12.000 km duble yol yapılmış. Buna kötü diyorlar. Kişi başına düşen milli gelir 3.000 dolardan 9.000 dolara yükselmiş. Buna kötü diyorlar. GSMH 2002 de 275 milyar dolardan 2009 da 800 milyar dolara yükseldi. Onlara göre bu da kötü. Türkiye dünyanın 27. ekonomisi olmaktan 16.büyük ekonomi olmaya yükseldi. Buna da kötü diyorlar. Enflasyon 2001’de %70,2002’de %40’dan 2009’da %10’un altına düşecek buna da kötü diyecekler.
BM Güvenlik Konseyine geçici üye oluyoruz. Bu da kötü. İsrail ve ABD eksenli değil,milli menfaatlerimiz odaklı dış politika izliyoruz.Bu da kötü oluyor.AB katılım müzakereleri başlıyor.Buna da burun kıvırıyorlar.Batıyla ilişkiler iyi olunca BOP işbirlikçisi ilan ediyorlar,Doğuyla ilişkiler gelişince bu sefer eksen kayması diyorlar.TOKİ ülkeye baştan başa konut inşa ediyor,istemezük diyorlar. Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim İran ile imzaladıkları nükleer yakıt takası anlaşmasının gelecekteki görüşmelere temel oluşturacağı konusunda ümitli olduğunu söyleyerek Brezilyanın desteğinin sürdüğünü ifade etti ve siz aşağıdaki yazarı suçlayan cümlenizle ters köşe oldunuz.“bu arada kendi gazetesini okursa brezilyanın masadan kalktığını da görmüş olur..”
Mardas lakaplı sayın yorumcu sizin gibi gözü kapalı hükümet düşmanlığını bu ülke insanı artık yemiyor. Geçin bunları lütfen!
5.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:00
ÇOK KAN DÖKÜLSE DE HÜKÜMETE ÇAKSAK !
Askerlerimizin şehit olmasını dört gözle bekleyip; üç beş oy kazanmak için hükümete veryansın eden o fırsatçı kafayı iyi tanıyalım.Bu ırkçı kafa terörün sona ermesini asla istemez.Çünkü onlar kandan beslenen canavarlardır.1980 Öncesi solla kanlı bıçaklıyken şimdi MHP-CHP koalisyonu söylemlerine ses çıkardıklarını gören duyan olmadı. 1999 seçiminden sonra da başbakanlığı Ecevite ikram etmiş,karşısında el pençe divan durmuşlardı.O zaman İstikrar bozulmasın diyen kuzucuklar şimdi nasıl da kurt gibi saldırıyor,hükümeti PKK’lı gibi göstermeye çalışıyorlar.Şehit cenazelerinde arsızlaşıp,AKP’li yetkililere uluyorlar.Banka hortumlamaktan,ülke kaynaklarını çetelere,mafyalara peşkeş çekmekten başka ne yaptınız.İktidarda siz vardınız.Abdullah Öcalanı astınız da AKP mi elinizden aldı?Krizlerden,enflasyondan başka ülkeye,millete ne verdiniz.
Diyarbakır cezaevinde gariban kürt evlatlarına bok yediren bu ırkçı kafa değil miydi?Kürt iş adamlarını öldürüp yol kenarlarına bırakanlar kimdi?17.000 faili meçhul cinayet ne zaman işlendi?Bu faşist kafa değil mi Güneydoğulu halkımızın %60 ını terör örgütü ve partisinin kucağına iten. Ürkeğe değil erkeğe oy verin,Başörtüsü sorununu biz çözeriz diye milletten oy isteyenlerin erkekliğini de ,Başörtüsünü meclis kapısında nasıl çözdüklerini de iyi gördük.Bunların milliyetçiliği de,vatanseverliği de çakma.Bunları iktidara getirsen ilk yapacakları iş kamu kaynaklarını paylaşıp,hortumlamaktır.
Bu ırkçı kafanın hezeyanlarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…
Bahçeli: AKP siyasi, PKK silahlı taşeron
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1003981&Date=22.06.2010&CategoryID
6.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:01
BİRLEŞİK TERÖR CEPHESİ
Son aylarda yükselen terör saldırılarının ardında İsrail ve ABD’nin desteği yatmaktadır.Bu ülkeler Türkiyenin son dönemde geliştirdiği milli menfaatlerini ön planda tutan bağımsız dış politikadan rahatsız olmuştur.Kendi çıkarlarını korumak için Türkiyedeki AKP hükümetini açık hedef haline getirmişlerdir.Tırmanan PKK saldırıları ile bir yandan hükümet zayıflatılırken öte yandan da Baykal kasedi servis edilerek CHP’de yeniden tanzim gerçekleştirilmiş,bu parti sözümona iktidar adayı haline getirilmiştir.Bir yandan da bu projenin tutmama ihtimaline karşı bir CHP-MHP koalisyonu pişirilmeye çalışılmaktadır.
Son dönemde artan terörist saldırılar karşısında değişik kesimlerin duruşu ve verdikleri tepkilere bakınca insan dehşete kapılmadan edemiyor.Birbirinden bütünüyle farklı görülen kesimlerin bir noktada nasıl böyle ittifak edebildiklerini anlamak gerçekten zor.
1-ABD: Terör bahanesiyle 10.000 km öteden gelip Irak’ı işgal eden,Afganistan’a giren ABD Türkiyenin Kuzey Irak’ta kara harekatı düzenlemesine karşı çıkmaktadır.(Alttan alta da PKK korunup kollanmaktadır.)
2-PKK: Ülkemizde Kürtlerin hakları için mücadele verdiğini iddia eden örgüt,cumhurbaşkanlığı seçimi,anayasa değişikliği referandumu,demokrasi açılımı ve seçim arefesinde terörü özellikle tırmandırarak aslında statükonun devamından yana olduğunu göstermiş oluyor.Ulusalcı-ergenekoncu kanatla PKK arasında bağ olduğunu savunan kesimlerin görüşlerine haklılık kazandırıyor.
3-CHP:Açılıma bodoslama karşı çıkan CHP,terör olaylarından dolayı örgütten çok hükümeti suçlayarak terörden nemalanmaya çalışmaktadır.CHP ve BDP’nin son dönemde Anayasa değişikliği ve Demokratik Açılım Sürecine benzer tepkiler vermesi dikkatlerden kaçmamıştır.
4-MHP:Şehit cenazelerinde AKP’li bakan ve milletvekillerine saldırılması ve adeta şov yapılması kendiliğinden gelişen olaylardan çok MHP’nin dökülen kandan siyasi rant elde etme çabasının bir sonucu olduğu kanaatindeyim.Her terör saldırısından sonra hükümeti ihanetle suçlayan MHP sözcüleri bu şekilde oy avcılığı yaparak aslında teröre hizmet ettiklerini,milletin gözünden iyice düştüklerini fark edemiyorlar.Demokratik Açılım Sürecine karşı amansız bir muhalefet sergileyen Bahçeli,terör biter kan durursa kendilerinin varoluş zemininin ortadan kalkacağı refleksiyle hareket etmektedir.Terörü bitirerek Türkiye mi kazansın,Terör azsın MHP mi kazansın?Cevapları basit Terör sürsün MHP kazansın.
5-Ulusalcı medya-Doğan Medyası:Her terör saldırısından sonra adeta PKK reklamı yapan bu medya organları hükümet karşıtlığında terör örgütü ile ittifak yapmaktadır.Şehit cenazelerini ve şehit anne babalarının acılarını döne döne tekrar yayınlayan medya Ergenekoncu çeteleri kurtarmak için PKK kartına sarılmış gibi gözüküyor.Formülleri çok basit;kan dökülsün de AKP iktidardan gitsin,Ergenekon çeteleri serbest kalsın.
Tüm bu kesimlerin verdiği tepkilere bakınca Başbakan Erdoğan’ın “karşımızda MHP-CHP-İmralı var” sözüne hak vermemek mümkün değil.
7.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:01
TERÖR NEDEN ŞİMDİ?
Terör olayları ülkemizde son dönemde ciddi şekilde artış göstermiştir.Terörün tırmandırılmasını sorgulamakta ve arka planını irdelemekte fayda var.
1-Terör örgütleri büyük güçlerin desteği olmadan varlıklarını sürdüremezler.ABD ve İsrail Türkiyenin milli çıkarları odaklı dış politikasından rahatsızdır.Ve bu nedenle AKP iktidarını devirmek için bir yandan terörü tırmandırarak iktidarı zayıflatırken öte yandan da baykal kasedi ile CHP’yi tanzim ederek CHP’den iktidar adayı bir parti çıkarma çalışmalarına hız verdikleri gelişmelerden anlaşılmaktadır.CHP-MHP koalisyonu kurulması hayali yeni bir olay değil.22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce doğan medyasında sıkça dile getirildi.Zaten 1998 seçiminden sonra MHP kendisi Fazilet Partisi dinlensin diyerek Ecevitle koalisyon kurarak bu tür durumlardaki siyasi tercihini de göstermişti.
2-Şehit cenazelerinde ülkücü kesimin şov yaptığını,iktidar mensuplarına fiziki müdahalede bulunduğunu herhalde aklı başında hiç kimse inkar edemez.Eğer cenaze törenlerini mitinge dönüştüren bu hareketler siyasi rant elde etmeye yönelik tavırlar değilse siyasi rant elde etmeye yönelik tavır denilen bir mevhum yoktur o zaman.
3-Anayasa değişikliği görüşmeleri sürecinde CHP-MHP-BDP ve Abdullah Öcalanın aynı noktada(statükoyu koruma)hemfikir olduğunu ibretle izledik.BDP milletvekili Ufuk Uras parti kapatmalarla ilgili maddenin meclisten geçmemesi karşısında atılan sevinç çığlıklarından sonra bunlar Ergenekonun(Statüko) sevinç çığlıklarıdır diyerek oylamalara katılma kararı aldığını hatırlatmakta yarar var.
4-İstihbarat örgütlerinin terörü siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak kullandığı hepimizin malumudur.28 Şubat sonrası da RP-Fazilet Partisi dışında bir iktidar kurabilmek için 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan yakalanarak Türkiye’ye teslim edildi ve 18 Nisan 1999’da genel seçimlerden DSP ve MHP zaferle çıktı.1978’den beri Suriye’de yaşayan ve yakalanamayan Öcalan nasılsa birden Kenya’da yakalanıveriyor ve bu da çok kritik bir seçimden tam iki ay öncesine denk geliyordu.
5-Demoktatik Açılım sürecine CHP-MHP-BDP ve PKK farklı gerekçelerle de olsa karşı çıkmışlar,barışı ve kardeşliği tesis edecek adımlar atmak yerine ufak siyasi hesaplar peşinde koşarak Statükonun sürmesini sağlamışlardır.
Özet olarak Milli menfaat odaklı,tam bağımsız dış politika,Demokratik Açılım Süreci ve Anayasa değişikliği çalışmalarındaki duruş ve söylemlerine baktığımızda birbirinden çok farklı gibi görünen siyasi aktörlerin ve örgütlerin AKP karşıtlığı ve Statükonun muhafazası noktasında renkli bir koalisyon kurdukları gözden kaçmamaktadır.
8.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:02
EGEMENLİK MİLLETİNDİR !
Daha önce İlber Ortaylı Hoca’ya son derece derin bir sevgi ve hürmet besleyen ve kendisini dikkatle izlemeye çalışan bir okurdum.Ancak son açıklamaları beni oldukça şaşırttı ve bir o kadar da rahatsız etti. Ordu darbe yapabilir demek için sayın Ortaylı boşuna bunca zamandır akademik çalışma yapıyor. Bunu okuma yazma bilen sokaktaki sıradan adam da rahatlıkla söyleyebilir.Biz bir aydından şunları söylemesini beklerdik. “Ülkenin kaderini belirleme hakkı yalnızca millete aittir.Millet ne isterse o olur.İşlerine gelmeyen gelişmelerde asker mızıkçılık yapıp oyunun kuralları dışına çıkamaz.” Asker düşmanlığı yapıldığıyla ilgili tespiti de eksik,çünkü askerle ilgili yapılan eleştirilerin bir kısmı kötü niyetli olsa bile,çoğunlukla yapılan eleştiriler doğru ve haklı eleştirilerdir.Ne yani asker toprağa bomba,law silahı gömecek,gazete bombalatacak ,danıştaya baskın yaptıracak,dost medyayla millet üzerinde psikolojik harekat yürütecek, fişleme yapacak,provokasyonlara karışacak,başbakanın sağlığıyla bile oynayabilecek kadar gözü kara olacak,ilkokul çocuklarını müzede havaya uçurma planları yapacak,hakim,savcı ve üst düzey askerlerin gizli görüntülerini şantaj konusu yapacak ve daha nice pis işlere karışacak biz bunlara karşı çıkamayacağız. Demokratik açılım boş laf diyerek acaba hükümetin çalışmalarının yeterli olmadığını,içinin doldurulması gerektiğini mi söylemek istiyor,yoksa demokratikleşmeye karşı olduğunu mu ifade ediyor.Bir ülkede milletin tamamına daha fazla hak ve özgürlük verilmesinin neresi kötü doğrusu anlayamadım.Yoksa yara kanamaya devam etsin,Kirli savaş sürsün mü istiyor hazret. Ayrıca doğuda kopya çekiliyor ve küçük şehirlerde üniversite açılmamalı sözlerini de bir demokrata ve bir aydına yakıştırılamayacak faşizan ifadeler olarak değerlendiriyorum. Acaba daha da ileri gidip yalnızca elit kesim okusun,pis köylü çocuklarının üniversitede ne işi var der mi diye de çekiniyorum açıkcası. Sayın Ortaylının bir akıl tutulması yaşadığını düşünüyor,kendisine geçmiş olsun diyor ve acil şifalar diliyorum.
9.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:03
SAYIN İSMET BERKANIN ERGENEKON KAYGISI.
İşledikleri cürümler yanında çektikleri ceza az bile
Sayın Berkan, Devam eden Ergenekon davasında kişi haklarının ihlal edildiğinden kuşkulanıyor ve kaygılanıyorsunuz.Ortada korkunç iddialar,belgeler var.Toprağa gömülen bombalar,law silahları,cephaneler var.Krokiler,şuç teşkil eden birçok eylem planı var.Danıştay saldırısı,öldürülen yüksek yargıç,yaralanan yargıçlar var.Darbe planları var.Faili meçhul cinayetler var.Ülkede anarşi çıkarıp,ülkeyi istikrarsızlaştırıp darbe ortamı oluşturma çabaları var.Azınlıklara karşı sistematik olarak işlenen eylemler ve cinayetler var.Türk-Kürt,Laik-Anti Laik çatışması oluşturma planları var.Susurluklar,6-7 Eylüller,Taksimler,Çorumlar,Sivaslar var.Hırant Dink,Rahip Santaros,Uğur Mumcu,Bahriye Üçok,Muammer Aksoy,Ahmet Taner Kışlalı,Çetin Emeç,Necip Hablemitoğlu,Eşref Bitlis cinayetleri var.Yasadışı,kirli ilişkiler var.Provakasyonlar var. Sözün özü ülke tarihinde kapkara bir dönem var.İlk kez bu karanlık dönem aydınlatılmaya çalışılıyor.Bir yandan bu karanlık kesim hala eylemlerine devam ediyor.Yargı içindeki çeteler harekete geçirilerek suçluların hak ettiği cezaları alması engellenmeye çalışılıyor.Devlet içinde çöreklenmiş çetelerle,mafyalarla ilk kez hukuki zeminde hesaplaşma fırsatı var.Birçok odak bu temizlik hamlesini başarısız kılmak için bütün kozlarını oynamaktan imtina etmiyorlar. Hukuk herkese lazım elhak doğru.Suçlu da olsalar herkes adil yargılanma hakkına sahiptir,elhak doğru.Ancak masum insanları öldüren,darbe planları yapan,anarşi çıkarmaya çalışan,meşru iktidara karşı yasadışı yöntemlerle mücadele eden,devlet içinde çöreklenmiş bu çetelerin işledikleri tüm melanetler karşılıksız mı kalsın?Ceza almasınlar mı?Yargılanmasınlar mı? Ülkeyi karıştırmaya devam mı etsinler?Ülkede kriz çıkarma planları yapmalarına seyirci mi kalınsın?Azınlıklara karşı giriştikleri pis sindirme tertibi devam mı etsin?Kaos oluşturma faaliyetleri soruşturulmasın mı?Karanlık siyasi tarihimiz aydınlatılmasın mı?Sahi siz ne sanıyorsunuz devam eden mahkeme sürecini?Çocuk oyuncağımı mafyalarla,çetelerle,kirli odaklarla hukuk zemininde hesaplaşmak?Bu yargılama sürecindeki muhtemel bazı eksikliklere odaklanıp devlet içinde öbeklenmiş kirli işlere bulaşmış,illegal unsurların yargılanmasını göz ardı etmek ne kadar doğru?Bu ülkede benim gibi milyonlarca insan tüm kalbiyle ergenekon çeteleri ile kelle koltukta mücadele eden hukuk adamlarını destekliyor.Ergenekon davası türk hukuk tarihinin yüzakıdır.Bu dava ülkemizde demokrasi,insan hakları ve ekonomik gelişme açısından devrim mahiyetinde bir gelişmedir.
10.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:03
TERÖR ELEBAŞI DA REFERANDUMA KARŞI !
Milletin yönetimde söz sahibi olmasını istemeyen çevreler günümüzde iktidarın uygulamalarıyla sivil diktaya doğru gittiği havasını pompalayarak demokratikleşme sürecini baltalamaya çalışıyorlar.Ne hikmetse halkın % 80 ‘inin destek verdiği demokratikleşme sürecini sivil dikta olarak yaftalayan bu kesimler askerin sivil siyasete türlü müdahalelerine ve hatta olası bir darbe ihtimaline karşı destek vermeden de geri durmuyorlar.Aslında onlar sivil dikta derken,güçler ayrılığı zedeleniyor derken mutlu azınlığın geleneksel ayrıcalıklarını günbegün kaybetme rahatsızlığıyla itiraz ediyorlar.
Anayasa değişikliği referandumu ile Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısının demokratikleştirilmesi,askere sivil yargı yolunun açılması,YAŞ kararlarına yargı yolunun açılması,12 Eylül cuntacılarının yargınabilmesinin önünün açılması gibi demokrasinin kökleşmesi için devrim niteliğinde düzenlemeler var.Statüko can havliyle bu süreci akamete uğratmak için çabalıyor.Turnusol kağıdı vazifesi görebilecek böyle bir konuda terör elebaşı Öcalanın aşağıda anayasa referandumu ile ilgili sözleri bizim sürekli iddia ettiğimiz ancak kanıtlarına ulaşmakta güçlük yaşadığımız derin devlet-pkk işbirliğine güzel bir örnek olsa gerek.
İdris Saim
“Kürt meselesinin barışçıl çözümü için muhatap bulamadığından yakınan Abdullah Öcalan, “31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum. Ben bir savaş çağrısı değil bir savaş falan başlatmıyorum. Bundan sonra sorumluluk KCK’dedir, hatta BDP’de ve devlettedir’’ dedi.
Avukatlarıyla görüşmeleri PKK’ya yakın internet sitelerinde yayınlanan Öcalan’ın verdiği ilginç mesajlar şöyle: SAVAŞ ÇAĞRISI YAPMIYORUM: Karşımda muhatap olmadığından dolayı bu süreci daha fazla devam ettirmemin ne anlamı ne faydası ne de şartları vardır. Bir muhatap bulamadığımdan dolayı da 31 Mayıs’tan sonra çekiliyorum. Bu yanlış anlaşılmasın. Ben bir savaş çağrısı değil bir savaş falan başlatmıyorum. Benim sağlığım ve şartlarım da ortada. Bu şekilde sürecin ne Kürtlere ne KCK’ye ne de devlete bir faydası vardır. Bundan sonra sorumluluk KCK’dedir, hatta BDP’de ve devlettedir. Sonuçta ben burada yönetemem. Ne yapacaklarına kendileri karar verecekler. Bayık, Karayılan, Abbas, Haydar onlar samimidirler, halkın önderliği rolünü üstlenmişlerdir. Artık bu ağır sorumluluk onlardadır. Osman-Botan gibi alçaklar ise yanlarına kadın ve milyonlarca para alarak kaçtılar. REFERANDUMDA OY VERİLMESİN: Kürtler AKP’nin bu sahte anayasa referandumuna gitmemelidir. Bu anayasa değişikliği Kürtlere yönelik gerçekleştirilen siyasal ve kültürel soykırım örtbas eden, soykırımı gizleyen sahte bir adımdır. BDP, Kürtler bir alternatif yaratabilirler. Kendi anayasalarını, demokratik özerkliklerini ilan edip bunu referanduma götürebilirler. Bu bir anket tarzında da olabilir. KILIÇDAROĞLU YORUMU: Kürtlere karşı AKP, CHP ve MHP arasında faşist oligarşik bir ittifak vardır. Deniz Baykal’ın gitmesiyle birlikte bu ittifak da çözülmeye başlamıştır. Kılıçdaroğlu ile ilgili ise şu anda kesin bir şey söylemek istemiyorum. Başbuğ’un temsilcisini yönetime almış; olumlu da olabilir, olumsuz da olabilir, ama sonuç itibariyle bu üçlü faşist ittifak çözülmüştür. MUHATTAP ÇIKARSA GÖRÜŞÜRÜM: Ben karşımda bir muhatap olmadığı için çekiliyorum ama bu muhatap olursa görüşme olmaz anlamına gelmiyor. Ben masum-sivil insanların zarar görmemesini umut ediyorum. 1984’te silahlı mücadeleyi başlatmak amacıyla Ülkeye gönderdiğim güçler benim öngördüğüm bir savaş yürütemediler. İşte bu Hogir gibi örnekler var. Benim savaş anlayışım bu değildir. Ümidim sivillerin ölmemesidir.”
11.
İdris Saim | 13 Temmuz 2010, 15:04
CHP’Lİ YARGIÇLAR
Anayasa mahkemesi ne yazık ki yine kendisinden bekleneni yaptı ve referanduma sunulan anayasa değişikliği metnini kısmen iptal etti.Çoğunluğu Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan Anayasa mahkemesi üyelerinin CHP zihniyetine sahip olduğunu ve daha önce verdiği taraflı kararları dikkate alırsak AYM’nin Anayasayı açık ihlalle sonuçlanan iptali aslında şaşırtıcı bir karar değildir.Anayasa Mahkemesi bu kararıyla siyasi bir duruş sergilemiş,milletimizin %80’lik çoğunluğuna karşı CHP safında yer alarak millete meydan okumuş ve kendi varoluşunu tartışmalı hale getirmiştir.
Anayasa Mahkemesinin önünde hukuken doğmamış, kanun haline gelmemiş bir metnin iptali için açılmış bir dava olmasına rağmen mahkeme iptal başvurusunu incelemekten geri durmamıştır.Avukat Reşat Petek bir makalesinde:” Henüz yürürlüğe girmeyen bir normu iptal etme girişiminin ne kadar hukuki dayanaktan yoksun olduğunu anlatmak için, AYM’nin kabul kararının evli olmayan kişilerin boşanma davasını kabul etmekle eşdeğer olduğunu ifade etmiştir.” Henüz yasalaşma süreci tamamlanmamış bir metnin Anayasa Mahkemesi kararına konu edilmesi fahiş bir hukuk ihlalidir.Bu aşamada AYM davayı konusu yönünden, yani iptali istenen hukuken sağlıklı doğmuş bir yasa olmadığı gerekçesiyle reddetmesi gerekiyordu.
Anayasa Mahkemesinin Görev ve yetkileri Anayasanın 148. maddesinde düzenlenmiştir.Buna göre
“Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.” “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (Anayasa Md.6)
Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden –nitelikli çoğunluk, ivedilikle görüşülmeme ve iki defa görüşülme yönünden – denetleme yetkisi olan AYM’nin, konuyu esastan ele almasının Anayasa ihlali olduğunda şüphe yoktur.
Anayasa’nın 148. Maddesi şekil bakımından denetlenmeyi “Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır” demek suretiyle AYM’nin denetleme yetki alanını sınırlı tutmuştur. AYM Anayasayı ihlal eden kararlarıyla TBMM’nin Anayasa yapma ve değiştirme yetkisini elinden almış bulunmaktadır. Şekil denetimi diyerek esastan inceleme ile verdiği kararlar açık Anayasa ihlalidir. Asli kurucu iradenin vermediği, Anayasa ve kanunların vermediği bir yetkiyi kullanmanın adı yasal alanın ihlalidir. Anayasal organlar yasal sınırlar içinde hareket ederek karar verdikleri takdirde meşrudur ve kararları uygulanır. Aksi halde AYM’nin Anayasa değişikliğini esastan iptal kararı Anayasal meşruiyetten uzaktır. Anayasa Mahkemesi Raportörü Sayın Doç.Dr. Osman Can bakınız Anayasa Mahkemesinin anayasa deşikliklerini esastan incelemesi hakkında neler söylüyor. “Anayasa değişikliklerini esastan incelemek, yetki gaspı değildir, yasal alanın ihlalidir. Yetki gaspı, iki kurum arasındaki anlaşmazlığı ifade eder. Diğeri, anayasal sınırların ihlal edildiği hukuksuzluğu… Kurucu irade adına parlamentolar yasa çıkarır, kurulu organlar (AYM gibi) tarafından içeriksel denetime tabi tutulamaz.
“İptal kararı verilirse, bu bir siyasi duruştur, hukuki değildir, anayasanın ihlalidir”
Anayasa Mahkemesinin bu mütecaviz kararından sonra hükümete düşen yargı reformunda ısrarcı olması,yapısal değişikliklere devam etmesidir.Kuşkusuz bu anayasa değişikliği referandumda onaylansa bile yeterli değildir. Darbe ürünü olan 1982 Anayasası birey hak ve özgürlüklerinin esas alındığı yeni bir anayasa ile tümden değiştirilmelidir. Bunu sağlama noktasında temel olacak bu referanduma Türk halkı en azından %60 oranında evet oyu verecektir.Bu referandum bu yönüyle bile ülkemizde büyük bir hukuk ve demokrasi devrimidir.12 Eylül 2010 Demokrasi ve Millet Egemenliği bayramınız kutlu olsun.
12.
İdris Saim | 16 Temmuz 2010, 18:18
Niçin EVET?
1982’de Türk milletine olağanüstü koşullarda ve silahların gölgesinde dayatılan darbe anayasasını değiştirmek için nihayet bir fırsat var önümüzde. Referanduma sunulan pakette neler olduğunu hatırlatalım öncelikle.
Özel surette korunması gerekenler için Pozitif Ayrımcılık Anayasaya girecek.
Kişisel verilerin korunması Anayasa teminatı altına alınacak.
Yurtdışına çıkış yasağı ancak hâkim kararıyla verilebilecek.
Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerine, toplu sözleşme yapma hakkı verilecek.
Kamu Denetçiliği Kurumu kurulacak ve idarenin isleyişiyle ilgili şikâyetleri inceleyecek.
YAŞ’ın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açık olacak.
Askerlere sivil yargı yolu açılacak.
Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değiştirilecek.
HSYK’nın yapısı değiştirilecek.
12 Eylülcülerin yargılanmasını önleyen anayasanın geçici 15.maddesi kaldırılacak.
Darbe ürünü olan bu anayasa mutlaka değişmelidir. Çünkü bu anayasa birey temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı bir anlayışla hazırlanmıştır. Anayasada temel hak ve hürriyetleri düzenleyen bölüme baktığımızda; vatandaşlarımızın temel hak ve hürriyetlerini ifade eden bir satırlık bir maddenin hemen altında özgürlükleri sınırlandıran koca bir paragrafın yer aldığını görürsünüz. Bu yaklaşım devleti merkeze koyan, vatandaşı yok sayan, insan mutluluğunu önemsemeyen jakoben bir anlayışın ürünüdür. İnsan hayatındaki her şey gibi devletin varlığı da insanı ve toplumu mutlu edebildiği oranda anlamlıdır. Bütün mantığı vatandaşa karşı devleti korumak olan bir anayasanın toplumu mutlu etmesi mümkün değildir.
12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan bu anayasa mutlaka kökten değiştirilmelidir. Çünkü bu anayasa darbecilerin ve mutlu azınlığın ayrıcalıklarını korumaya yönelik olarak hazırlanmıştır. Bu anayasa azınlığın çoğunluğa tahakküm etmesi için özel olarak dizayn edilmiştir. Bu anayasayla halkın çoğunluğunun oylarıyla seçilen ve icraatlarıyla ilgili her beş yılda bir halka sandıkta hesap veren yasama organı, yargı vesayeti cenderesine sıkıştırılarak etkisizleştirilmektedir. Halktan gücünü almayan organlara, yasama organı üzerinde sınırsız denetim yapma yetkisi verildiği yönetim biçimine demokrasi değil “oligarşik bürokrasi” denir. Çoğunluğun oylarıyla seçilen meclisin anayasa değişikliği yapmasına müdahale etmek; halka egemenliği sen kullanamazsın demekle eş anlamlıdır. Demokrasilerde egemenlik hakkı yalnızca millete aittir. Millet bu yetkisini yasama ve yürütme organları aracılığı ile kullanır. Memnun olmadığında da her beş yılda bir bu tercihlerini yeniler. Demokrasilerde kararları çoğunluk alır. Ancak çoğunluk tarafından azınlığın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenlemeler yapılması da asla benimsenmez. Demokrasiler bir yandan çoğunluğun iradesini gerçekleştirirken öte yandan da azınlıkta kalan vatandaşların hak ve hürriyetlerini güvence altına alırlar. Bugün karşılaştığımız durum ise bu söylediklerimizin tam tersidir. Toplumun çok küçük bir kesimi olan bir cunta grubunun hazırladığı bir anayasa, halk çoğunluğuna silah zoruyla dayatılmıştır. Bu anayasaya dayanılarak halkın büyük bir çoğunluğuna tahakküm edilmektedir. Temel hak ve özgürlükler kolayca ayaklar altına alınabilmektedir.
Sivil siyasetin önünün açılması, askeri vesayete ve yargı sultasına son vermek için mutlaka demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün yargı adeta bir siyasi partinin arka bahçesi gibi çalışmakta, tamamen taraflı ve ideolojik kararlar vermektedir. Anayasa mahkemesi fonksiyon gaspı yapmakta, TBMM’ye ait olan yasama yetkisini kullanmaktan da geri kalmamaktadır. Yapılacak yeni anayasa ile halkın yetki verdiği yasama ve yürütme organları ile didişmeyi görev edinmiş askeri bürokrasi ve yargı tarafsız hale getirileceğinden; kurumlar arası çatışma sona erecek, anayasal organlar arasında uyum sağlanmış olacaktır.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra idam edilen, hapishanelere tıkılan, siyaset yapma hakkı elinden alınan, sürgüne gönderilen, fişlenen milyonlarca Türk vatandaşının mağduriyetini biraz olsun hafifletmek için elbette bu referanduma evet demek boynumuzun borcudur. Halkı sürü yerine koyan darbecilere haddini bildirmek için evet demekten başka yol gözükmüyor. Demokrasi şehidimiz, Türk halkının sevgilisi rahmetli Adnan Menderes’in ruhunun şad olması, kemiklerinin sızlamaması için elbette bu referanduma evet demek gerekir. Cumhurbaşkanlığına aday olmaması için askerler tarafından tehdit edilerek, yurtdışına gitmek zorunda kalan rahmetli Ali Fuat Başgil’in hatırasına elbette bu referanduma evet demek gerekir. Aydınlarımıza suikastlar düzenleyerek milletin bir kısmını diğer kısmına düşman ederek bulanık suda balık avlamak isteyen derin devlet çetelerine inat elbette bu referanduma evet demek gerekir. Referandumda hayır oyu kullanın diyen, elinde binlerce insanımızın kanı olan, İmralı’daki bebek katili terörist başının inadına elbette bu referanduma evet demek gerekir. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler sonucu hayatını kaybeden on binlerce vatandaşımızın kanı yerde kalmasın diye elbette bu referanduma evet demek gerekir.
Bu Anayasa değişikliği referandum sonucunda onaylanırsa ilk kez 12 Eylül 1980 cuntasının ürünü olan darbe anayasasında köklü bir değişiklik yapılmış olacaktır. Bir sonraki adım mutlaka bu darbe anayasasından tamamen kurtulup Türkiye’nin hak ettiği sivil, demokratik ve özgürlükçü yeni bir anayasa yapılması olacaktır.
Daha çok hukuk, daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük için bu anayasanın değiştirilmesine elbette evet diyorum.
13.
Rürup Rente | 26 Eylül 2010, 00:03
selam ben senay, gercekten super bir blog, eger facebook veya twitter varsa eklemek isterim…